Feylesof Hallerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Feylesof Hallerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2012 Salı

Z A M A N

Ah o cilveli küçük sevgili... Kırılgan, naif, kaprisli...

"Bak ben burdayım ama, hadi gel oynayalım" derken, gözlerini kırpıştıran o küçük şeytan...

Sen nasıl olduğunu anlamadan elindekileri alıp kaçıveren sokak çocuğu o... Sevgisiz... Acımasız... Cahil... Tehlikeli...

Yine anlamadım nasıl da geçtiğini. Lakin küçük sırrımız daim, yazmak benim panzehirim... Yine geldi buldu beni. Yine biçare doladım kalemime elimi. Artık yenik düştükçe, akacak ellerimden zehir, kağıt paklayacak beni.

Son nefese dek durmayacak bu yürek, belli.

Ne diyeyim o zaman, aç kapını zamansız alem, al içine beni.

SAFA GELDİM, HOŞGELDİM :)

27 Temmuz 2009 Pazartesi

EFLATUN NE DEMİŞ?

....
"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır. Ve önemli olan; hayatta, en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır..."

1 Temmuz 2009 Çarşamba

ERCHLEIDA ft. EUREKA

Bütün insanlara adil olan bir tek şey var.

Bugün öğleden sonra otururken kafamda yanan ampulle aydınlanmış durumdayım... Daha doğrusu, birkaç gündür aklıma silik bir siluet gibi bir şey gelip gidiyordu,ama yakalayamıyordum bir türlü. bugünse, onu apaçık görmüş bulunmaktayım. Heyhat!

Efendim mevzuu bahsimiz bir kavram olmakla birlikte, kimseye ait değil.

Şimdi diyeceksiniz ki, birçok şey ortak. Evet haklısınız. Dünya hepimize ait, gökyüzü hepimize ait, gökkuşağı, doğa ana, yağmurlar, şehirler, yollar,insanlar,kediler... Ama bunlar birer madde. Benimkisiyse, bir kavram... Soyutlara bakalım bir de. Tanrı bile hepimize ait değil, inanmıyorsak eğer. O inananlarının tanrısı ancak ve ancak (ben de ürperdim, evet). Ama doğru. Kader diyeceksiniz, kader de şahsa ait. Fikirler, şahıslara ait.

Gördüğünüz gibi, birçok şey ortak malımız gibi görünmekle birlikte, hepimizin sahibi olduğu bu "şey"ler aslında kişiye özgü. Gelgelelim, öyle birşey var ki, hepimize adil. Herkese ait. Daha doğrusu, herkes ona ait.
ZAMAN

Ve biz fani insancıklar, zaman ait olduğumuz gerçeğini ömür boyu inkar eder dururuz. Zamanla ilgili yığınla edebiyat parçalarız. Zamanı iyi kullanamamaktan yakınırız, zamanın geçmesinden yakınırız. Sanki o bize aitmiş gibi, ondan memnuniyetsizliğimizi dile getirir,dururuz. Oysa, şu an pekçoğumuz yok oluversek bile, o sahibi olduğuımuzu iddia ettiğimiz melun(!) yoluna aynen devam eder. Biz, ömür boyu onu inkar ederiz. Yaşlanmayı geciktirmek isteriz, kremler süreriz, spor yaparız, kurslara filan gideriz, öğreniriz, faydalı insanlar oluruz... Aslında biz, sadece onu inkar etmeye çalışırız. Ömür boyu, kendimizi kendimize ispatlamaya çalışırız.Tabi bu arada, kendisi akıp gitmektedir. Bizi, ondan çok daha az seven ŞANS a bile aşığızdır. Halbuki o , içimizden pek azını sever, onları bile pek nadir ziyaret eder. Ama zaman öyle mi ya...Var mı bu hayatta zaman kadar merti, adil olanı? Soruyorum sizlere...


P.S:Başlık, ayrı bir muamma, onu da sonra anlatırım(bkz. Orhan Veli)...







30 Haziran 2009 Salı

SPESİFİK İNHİBİSYON



İnsanın hayat boyu çağrışım oyunu oynadığını söylemiştim. Sevgili neokorteksimiz, can sıkıntısından kelli, arada kendini güncelliyor, bir bakıyorsun eski bir dosya masada. Kapağı da tanıdık üstelik. Merak peşini bırakmıyor, açıyorsun. Harry Pottervari bir ışık dolduruyor odayı açılan dosyadan.

Bir bakıyorsun, içindekiler, sanki daha dün yazılmış!

Gıcır gıcır!

O kadar mı keskin olur detaylar...

Okumasan, çatlarsın... Çocukken sonunu bildiğimiz masalları ısrarla anlattırdığımız gibi, yaşanmışlıkların üzerinden geçmek, acı dolu bile olsa garip bir haz verir bize...

Belki, insan anılarla varolduğundandır. Yaşanmışlıkları ölçüsünde kendini kabul ettiğindendir. "Ne olursa olsun, bana ait" dediğimizdendir. Kendini bağışlayıp benimsemektendir. Emin olma isteğindendir belki... Onlar gerçektir, yaşanmıştır ve en önemlisi bize aittir.

Arada girip toz almakta fayda var...

Evet bugün sıkıcıyım...

25 Haziran 2009 Perşembe

UZUN İNCE BİR YOLDAYIM, GİDİYORUM GÜNDÜZ GECE...



Hayatta herşeyin bir vadesi olduğuna inananlardanım ben. Vakti dolduğunda düşer yaprak, vakti gelince karlar erir. Bütün dünya bir araya gelip yağmur yağmasını dilesek, yine o bildiği anda yağar. Zamanının gelmesini bekler, tıpkı bir ermiş gibi. Kulağına tanrı fısıldamadan açmayan çiçektir o.

Biz ne yaparsak yapalım, ya da ne yapmazsak yapmayalım, herşey öylece durur, ve hayatın o görünmez saatinin gongunu bekler.

Çocukken, zaman dediklerinde, gözümün önüne gelen bir görüntü vardı. Resmedebilsem keşke. Arasında sonsuz derinlikte bir uçurum olan iki dev kaya (bir kanyonun tepesinde olduğunuzu düşünün), ve bu ikisinin üzerinden geçen, uçlarının nereye bağlı olduğunu göremediğiniz, inanılmaz kalınlıkta iki urgan, ve iki dev kaya arasındaki o sonsuz boşluğun üzerinde bu iki urganın yarattığı düğüm.

Zaman, hala bu benim için.

Nereden gelip nereye gittiği belli olmayan, kimin hükmettiğini bilemediğim, ama mutlak bir sahibi olduğuna inandığım.

Kendi zamanıma hükmedebilseydim keşke... Ama sanırım bu aynı zamanda, bütün dünyanın zamanına hükmetme isteği olur ancak. Ne de olsa, domino taşları gibi bağlıyız birbirimize.

O vaktin dolduğu fısıldandı mı kulağımıza, içimizdeki o görevi yerine getirme aşkıyla, herşeyi öylece bırakıp, bize gösterilen yeni yolda yürüyoruz.

Yeni yollar her zaman sürprizlerle doludur ey yolcu!

Hepimiz birer Aragornuz aslında.

Birer asa elimizde, sırtımızda bir heybe. O asa, koruyucumuz bizim. Yol bulmamıza yardım eder, düşmanlarla savaşmaya yarar. Onun çağdaşı MANTIK...

O heybede ise, yol boyu ihtiyacımız olanları taşır dururuz. Onun çağdaşı TECRÜBE...

Hayat bu kadar basittir aslında işte...

Birer asamız ve birer heybemizden başka, kayde değer hiçbir şeyimiz yok bizim. Dünya denen bu labirentte, sayısız yollar kesişir birbiriyle. . Kimi zaman, yol arkadaşlarımız olur, bir süre birlikte yürürüz. Sapağa geldi mi, bir el sallayıp döner kendi yoluna.

Hayat bu kadar basittir aslında işte.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

SİYAH

Şu insan denen şey çok garip bir mahluk. Bir yandan sürekli deli gibi alışıyoruz, bir yandan hala, bıkmadan usanmadan şaşırabiliyoruz.

Beklentisiz hayat,mümkün değil. O zaman işin rengi değişir. Çünkü o zaman, herşey gerçekten korkunçlaşır. Beni hayata bağlayan, umut, iyimserlik.

Belki bir türlü bakmaktan vazgeçemediğim o narsizm aynalarımı kırmam gerek artık. Ama ben, herkese o aynadan bakıyorum ya...

Bir çember var, üzerinde de iki nokta.Birinde ben varım. Sanki, hep o diğer noktayı yakalamaya çalışıyorum, lakin aramızdaki mesafe hep sabit... Zaman değişiyor(belki de bana öyle geliyor), kişiler değişiyor(buna eminim),senaryo değişiyor(tartışılır), ama hep aynı son.

Ben artık çok sıkıldım.