17 Mayıs 2009 Pazar

NE ALIRDINIZ?

Bütün dünyaya kahve zincirimle yayılmaya ve bu alanda ün yapmaya karar vermiş bulunmaktayım.İşte spesyalim!


16 Mayıs 2009 Cumartesi

SİYAH

Şu insan denen şey çok garip bir mahluk. Bir yandan sürekli deli gibi alışıyoruz, bir yandan hala, bıkmadan usanmadan şaşırabiliyoruz.

Beklentisiz hayat,mümkün değil. O zaman işin rengi değişir. Çünkü o zaman, herşey gerçekten korkunçlaşır. Beni hayata bağlayan, umut, iyimserlik.

Belki bir türlü bakmaktan vazgeçemediğim o narsizm aynalarımı kırmam gerek artık. Ama ben, herkese o aynadan bakıyorum ya...

Bir çember var, üzerinde de iki nokta.Birinde ben varım. Sanki, hep o diğer noktayı yakalamaya çalışıyorum, lakin aramızdaki mesafe hep sabit... Zaman değişiyor(belki de bana öyle geliyor), kişiler değişiyor(buna eminim),senaryo değişiyor(tartışılır), ama hep aynı son.

Ben artık çok sıkıldım.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Eski Bir Şarkı Gibi...

Evet, pırıl pırıl bir gökyüzüne uyanıyorum her sabah. Denizin kokusunu her akşam içime çekiyorum kıyı boyunca yürüyüp. Hatta dün, Apollon'a kadar yürüyüp güneşi denize batırdım.Evet artık her akşam yüzüme vuran pembe güneşe çok alıştım. Evet hala her akşam inatla bir deniz kabuğu daha koyuyorum cebime. Ama artık, içimden yükselen sesi bastıramıyorum.
Özledim.
Hem de deliler gibi. Grisini, yağmurunu, çamurunu, yanından geçerken işitme kaybına yol açan o kamyondan bozma kırmızı otobüslerini, o kalabalığını, yollarını, evlerini, anlamlı-anlamsız altgeçitlerini, Kuğulu'yu, kedilere kucak açan Dost'u... Ben, sende bıraktıklarımı özledim Ankara. Ama gelmeyi yüreğim kaldırmıyor...

5 Mayıs 2009 Salı

SEVGİLİ HIDIR

İki gündür sabahları yağmurla uyanıyorum. İlk kahvemi yağmur eşliğinde içiyorum, öğlene doğru güneş parlamaya başlıyor. Ama öyle bir yağıyor ki, sanki denizden kovayla alıp kafamıza döküyorlar. 5 dakika altında kalsan sırılsıklam olursun,öyle bir yağmur. Sıcak günler gelmeden yağmurun tadını çıkarmak lazım. İnsanlar neden yazın sıcaktan şikayetlenir, neden kışın baharı özler, hiç anlamam... Yaşadığın anın kıymetini bilmek lazım.



Terzinin kendi söküğünü dikemezmiş. Ben de dikemiyordum doğal olarak. Bekleyen dişlerimi sonunda bir meslektaşın ellerine teslim ettim. Üstümde kocaman bir yüktü, bitti gitti, oh...




Ve en önemlisine geldik sevgili blog, sıkı dur, bugün Hıdırellez! Bir yıldır biriktirdiğim tüm dileklerimi, tüm hedeflerimi, hatta hayallerimi uzun uzun yazacağım kağıtlara. Gerek gördüğüm yerlerde çizerek anlatıcam! Karışıklık filan olmasın. Çünkü, gül ağacının altına koyduğun kırmızı araba ferrari olmasına rağmen, gelen araba ancak yandan yemiş bir ferrari olabilecek punto olabiliyor. Tabii dilerken, gerçekçi dilemek lazım. Yine de,alacağım bahçeli ev için, işe köpekle başlamanın akıllıca olduğu kanısındayım.
Siz hazırlığınızı yapın, beklediğiniz şey mutlaka gelir, yeterince hazırlanırsanız eğer... Yazdığınız kağıtları gülün altına koyarken dua etmeyi, kağıtları ve bozuk paraları sabah gün ağarırken toplamayı unutmayın.



Bu Sıla'nın sesi niye bu kadar etkiliyor ki beni....